Krakow Gezi Rehberi

Türkçe | English

Zarar görmemiş mimarisi ile Unesco Kültür Mirası listesine alınan ilk şehirlerden biri Krakow.

Krakow, benim Polonya seyahatini planlama sebebimdi. Yeni yeni ünlenen bu şehri, yaklaşık 10 yıldır görmek istiyordum. Ve sonunda, başardım!

İkinci Dünya Savaşı’nda hemen hemen hiç zarar görmemiş olan, tüm ihtişamıyla hala ayakta olan, etkileyici ortaçağ mimarisi, cıvıl cıvıl cafe ve restoranları, yemyeşil parkları ile Krakow; beni hayal kırıklığına uğratmadı. Zarar görmemiş mimarisi ile Unesco Kültür Mirası Listesi’ne alınan ilk iki şehirden biri Krakow (diğeri ise; Ekvator’un başkenti, Quito).

Polonya’nın İlk Başkenti

Krakow ve Varşova’da gezerken sık sık bu iki şehrin karşılaştırıldığını, herkesin kendi şehrini övüp diğerini yerme eğiliminde olduğunu görüyorsunuz. Bunun en büyük nedeni; Krakow’un, yıllar boyunca Polonya’nın başkentliğini yapmış olması.

İlk dönemlerde başkent ilan edilmiş bu şehir; 16. yüzyılda çıkan yangın sonucu hasar gören sarayın onarılma süreci boyunca, Varşova’ya taşınan ve sonra geri gelmeye üşenen dönemin kralı yüzünden bu sıfatını kaybetmiş. Yani Krakow halkı, tek nedenin bu olduğunu söylüyorlar. 🙂

Eski Şehir

Krakow’un tarihi surları bugün hala ayakta ve eski şehri çevreliyor. Eski şehri gezmeye başlamak için bu surların üzerinde yer alan Florian Kapısı oldukça uygun. Kapıdan girdikten sonra bizi karşılayan şehir manzarası ile daha ilk dakikadan büyülendim zaten.

Florian Kapısı’ndan eski şehrin görünümü

Caddeyi takip ederek şehir meydanına çıkıyoruz. Burası Avrupa’nın en büyük şehir meydanı.

Bir köşesinde şehrin sembolü haline gelmiş St. Mary Bazilikası, tam ortada eski dönemin kumaş pazarı, çevresinde sıralanmış cıvıl cıvıl restoranları, ve turistleri bekleyen rengarenk süslenmiş faytonları ile oldukça hareketli bir meydan burası.

Krakow şehir meydanı

Dünyanın İlk Alışveriş Merkezlerinden Biri

Bu meydanda ilk durağımız kumaş pazarı. Ortaçağ’da kumaş satılan bu güzel binanın içinde bugün hediyelik eşya dükkânları bulunuyor. Yapıldığı dönem göz önüne alındığında, dünyanın ilk alışveriş merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

St. Mary Bazilikası ve Hikayesi

St. Mary Bazilikası ise birbirinden farklı yapıdaki iki kulesi ile oldukça dikkat çekici. Anlatılana göre bazilika iki kardeş tarafından yapılmış ve aralarındaki çekişme nedeniyle ikisi de kulelerini kendi tarzlarında inşa etmişler. İçi de oldukça görkemli olan bu kilisenin kulelerinden her saat başı trompet çalınıyor. Hikayeye göre bu melodi, şehrin 14. yüzyılda karşı karşıya kaldığı istilayı trompet çalarak haber veren askerin okla vurularak öldürülmesi nedeni ile yarım kalmış ve hala ölen askeri ve bu kuşatmayı hatırlatmak adına saat başı çalınıyormuş.

İçi de oldukça görkemli olan bu kilisenin kulelerinden her saat başı trompet çalınıyor. Hikayeye göre bu melodi, şehrin 14. yüzyılda karşı karşıya kaldığı istilayı trompet çalarak haber veren askerin okla vurularak öldürülmesi nedeni ile yarım kalmış ve hala ölen askeri ve bu kuşatmayı hatırlatmak adına saat başı çalınıyormuş.

Krakow Saat Kulesi

Şehir meydanındaki diğer bir yapı ise bir saat kulesi. Bu kule eskiden belediye binasının bir parçasıymış. Ancak yenileme kapsamında bina ne yazık ki yıkılmış. Şu an bu kule ve önündeki ilginç kafa heykeli oldukça dikkat çekici.

Krakow Saat Kulesi

Kraliyet Yolu

Meydani geçip yürümeye devam ederek kaleye doğru yol alıyoruz. Kraliyet yolu denilen bu cadde, şehrin en eski kısmı ve hiç bozulmamış. Yol üzerinde birçok kilise var. Aslında oldukça dindar olan bu şehirde toplam 175 tane kilise varmış!

Wawel Kalesi ve Katedrali

Wawel Kalesi, ya da kraliyet sarayı nehir kıyısındaki tepenin üzerinde bulunuyor. Burası Nazi işgali sırasında komuta merkezi haline gelmiş ve Almanların isteklerine göre yenilenmiş. Bu yeni kısım o dönemin Alman tarzında, yani estetik değil ama fonksiyonel tasarlanmış 🙂 baktığınızda hemen ayırt edebiliyorsunuz.

Wawel Kalesi ve Katedrali

Kalenin içinde ayrıca bir de katedral bulunuyor. Bu katedralin girişinde asili duran iki adet kocaman kemik var ve ilk bulunduğunda bunların ne olduğu anlaşılamadığı için ejderha kemiği olduğuna inanılmış. Ejderha da bu şehrin sembolü haline gelmiş. Kalenin nehir tarafındaki surlarının dibinde de bu ejderhanın heykeli var ve zaman zaman ağzından ateş püskürüyor 🙂

Kalenin avlusunun bir kösesinde dünyanın çakralarından birinin bulunduğuna inanılıyor. Burayı grup halinde duvara donuk duran turist gruplarından anlayabilirsiniz 🙂

Kazimirez

Kaleden çıkıp Kazimirez, yani Yahudi bölgesine doğru yürümeye devam ediyoruz. Burası eskiden Yahudilerin yaşadığı bölge. Savaştan sonra tabi ki boşalmış ama bugün tekrar hareketlendirilmeye çalışılıyor. Rengarenk cafe ve restoranları ile bence oldukça keyifli bir bölge. Bu bölgede de birçok kilise var ama ayrıca sinagoglar ve Yahudi Mezarlığı da burada bulunuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın İzleri

Bu bölgeyi de bitirip nehrin karsısına geçtiğinizde ise ikinci Dünya Savaşı’nın izleri başlıyor. Nehri geçerken kullanabileceğiniz köprülerden biri oldukça keyifli. Üzerinde akrobat heykelleri bulunuyor ve rüzgârda hafif hafif kıpırdayarak gezinize ayrı bir keyif katıyor. Bence atlanmaması gereken yerlerden biri.

Bernatka köprüsü

Getto Bölgesi

Köprüyü geçtikten sonra kendinizi Getto bölgesinde buluyorsunuz. Savaşın izleri bugün hala sokaklarda. Bunu binaların üzerine asılan tabelalardan okuyabileceğiniz gibi, binaların dış cepheleri üzerinde de hala görebiliyorsunuz.

Savaşin izleri…

Getto Kahramanları

Daha sonra Boheterow Meydanı’na varıyoruz. Burası Getto döneminde Yahudilerin yaşadığı en korkunç acı ve aşağılanmalara tanıklık etmiş. İşkence ve infazlar bu açık alanda yapılmış, toplama kamplarına sürgünler buradan başlatılmış. Bugün bu meydan Getto Kahramanları Meydani olarak anılıyor ve burada yaşanılan acıların unutulmaması için bir anıt bulunuyor: geniş aralıklarla yerleştirilmiş 70 adet sandalye.

Boheterow Meydanı

Schindler’in Fabrikası

Bu anıtı geçip yürümeye devam ettiğinizde ise İkinci Dünya Savaşı’nın en meşhur ögelerinden biriyle karşılaşıyorsunuz: Schindler’in Fabrikası. Başta Nazi yanlısı olmasına rağmen savaşın soykırıma dönüştüğünü görünce Yahudileri koruyabilmek için işe almaya başlayan Oscar Schindler’in fabrikası bugün bir müzeye dönüştürülmüş. 1200’den fazla Yahudi’nin kamplara gönderilmesine engel olan bu fabrikayı Krakow geziniz sırasında ziyaret edebilirsiniz. Detaylar ise ünlü Schindler’in Listesi filminde.

Schindler’in Fabrikası

Krakow’da Gezilebilecek Diğer Yerler

Krakow’a kadar gelmişken günübirlik Auschwitz-Birkenau toplama kamplarını gezebilirsiniz. Ana kamp Krakow’a yaklaşık 50 km uzaklıkta bulunuyor. Burası insani gerçekten derinden etkileyen bir yer, bu nedenle herkese uygun olmayabilir.

Bir diğer seçenek ise yaklaşık 20 km uzaklıktaki tuz madeni. Burayı ziyaret etmedim, ancak oldukça etkileyici olduğu söyleniyor. Gitmeye karar verirseniz internet üzerinden bilet almayı unutmayın. Böylelikle bilet sırası beklemekten kurtulmuş olursunuz.

Krakow’a Ne Kadar Zaman Ayırmalı?

Bu şehri adım adım gezmek ve doyasıya yasamak için 2-3 gün yeterli olacaktır. Eğer birçok müzeyi gezmek, günübirlik yapılabilecek turları da gerçekleştirmek isterseniz birkaç gün daha planlamanızı öneririm.

Son Söz

Krakow gerçekten çok güzel ve gezmesi çok keyifli bir şehir. Fırsatınız olursa mutlaka ziyaret edin ve bu güzel şehri doyasıya yaşayın!